Türkiye’de yalıtım sektörünü ve özellikle su yalıtımı pazarını sahadan değerlendirdiğinizde, son yıllarda müteahhitlerin, uygulamacıların ve proje ekiplerinin beklentilerinde ne gibi değişimler gözlemliyorsunuz?
Geçmişe kıyasla yalıtım konusunda önemli bir bilinç değişimi olduğunu görüyoruz. Önceden yalıtımın gerekliliği daha fazla sorgulanıyor, hatta çoğu zaman maliyet nedeniyle yalıtım uygulamalarından kaçınılıyordu. Bugün ise özellikle su yalıtımının yapılması gerektiğine yönelik farkındalık ve talep belirgin şekilde arttı. Ancak burada hâlâ önemli bir eksiklik var: Doğru ürün ve doğru uygulama konusunda yeterli bilinç oluşmuş değil. Piyasada kaliteli ürüne mümkün olduğunca uygun fiyatla ulaşma beklentisi var. Fakat fiyat baskısı arttıkça, ürün kalitesinden ve sistemin gerektirdiği doğru çözümlerden uzaklaşılabiliyor. Oysa su yalıtımında yalnızca uygulamanın yapılması değil, doğru ürünün doğru detayda ve doğru şekilde kullanılması büyük önem taşıyor. Özetle, bugün artık “yalıtım yapılmalı mı?” sorusundan büyük ölçüde uzaklaşmış durumdayız. Asıl tartışmamız gereken konu, “Doğru yalıtım sistemi, doğru ürün ve doğru uygulama yapılıyor mu?” olmalı. Sektörün önündeki en önemli gelişim alanlarından biri de burada yatıyor.
Su yalıtımında kullanılan ürünlerin teknik özellikleri kadar, uygulamanın doğru detaylandırılması ve sahadaki uygulama kalitesi de sistemin performansı açısından belirleyici oluyor. Özellikle bitümlü membran uygulamalarında ek yerleri, köşe ve birleşimler, boru geçişleri, süzgeçler ve parapetler gibi kritik detaylarda yapılan hatalar zaman içerisinde ciddi su yalıtım problemlerine yol açabiliyor. Sahadaki uygulamalardan hareketle, en sık karşılaştığınız hatalar neler? Uygulayıcı firmalara ürünlerin doğru kullanımı konusunda eğitimler veriyor musunuz?
Uygulama kalitesi, su yalıtım sisteminin performansını belirleyen en kritik unsurlardan biri. Bu nedenle uygulayıcıların doğru ürün kullanımı ve doğru uygulama teknikleri konusunda bilinçlendirilmesini çok önemsiyoruz. BİTÜDER öncülüğünde gerçekleştirilen eğitimleri destekliyor, uygulamacılara yönelik eğitim çalışmalarına katkı sağlıyoruz. Özellikle sektörde nitelikli uygulamacı sayısının artırılması gerektiğine inanıyoruz. Sahada en sık karşılaştığımız sorunların başında ek yerlerindeki uygulama hataları geliyor. Bitümlü membranlarda ek yerlerinin doğru şekilde oluşturulmaması, zaman içerisinde su yalıtım performansını ciddi şekilde etkileyebiliyor. Boru geçişleri, köşe ve birleşimler gibi diğer kritik detaylar da büyük ölçüde bu uygulama kalitesiyle bağlantılı. Özellikle temel su yalıtımında nitelikli uygulamacılardan giderek uzaklaşıldığını görüyoruz. Geçmişte bu işi uzman ekipler yürütürken, bugün zaman zaman kalıp ekiplerinin de su yalıtımı uygulamalarını üstlendiğine şahit oluyoruz. Biz firma olarak projelerde teknik ekiplerle ve proje gruplarıyla yakın çalışıyor, firmaları mümkün olduğunca doğru ve nitelikli uygulamacılara yönlendirmeye çalışıyoruz. Zaman zaman supervisor desteği sağlayabiliyoruz fakat bunun tüm süreç boyunca kesintisiz şekilde devam etmesi her projede mümkün olmuyor. Deprem sonrasında sektöre çok sayıda yeni uygulamacının dahil olması da bu konuyu daha önemli hale getirdi. En kaliteli ürünü dahi işin ehli olmayan bir uygulamacı yanlış uygulayabilir. Bu nedenle yalnızca ürün kalitesine değil, uygulamacının yetkinliğine de odaklanmak gerekiyor.
“İdeal Ürün, İklim ve Uygulama Koşullarına Göre Değişiyor”
Bitümlü membranlarda APP modifikasyonunun özellikle sıcaklık dayanımı, mekanik dayanım ve uzun süreli kullanım açısından membrana kazandırdığı özellikler nelerdir? UKS Yapı olarak APP katkılı membranları hangi uygulama koşullarında ve hangi performans beklentileri doğrultusunda konumlandırıyorsunuz?
Bitümlü membranlarda temel olarak APP ve SBS olmak üzere iki farklı yapı bulunuyor. Aralarındaki en önemli fark elastikiyetleri. Sıcaklık değişimlerinin fazla olduğu, soğuk iklimlerde elastikiyetin daha yüksek olması gerektiği için SBS katkılı ürünler tercih ediliyor. APP ise ülkemizin genel iklim koşullarında kullanılabilen daha standart bir yapı olarak öne çıkıyor. Burada önemli olan ürünün doğru yerde ve doğru iklim koşuluna göre seçilmesi. Örneğin Antalya gibi sıcak iklimlerde SBS’li ürünler yerine APP katkılı ürünleri öneriyoruz. Her iklim ve uygulama koşulunda aynı ürünün ideal olduğunu söylemek mümkün değil. Biz de ürün seçimi konusunda firmaları ve uygulamacıları doğru çözüme yönlendirmeye çalışıyoruz. Özellikle çatılarda yanlış ürün seçimi, membranın sistem içerisindeki kullanımını olumsuz etkileyebiliyor.
Temel su yalıtımı, yapının toprakla temas eden bölümlerini nem, rutubet ve basınçlı suyun neden olabileceği hasarlara karşı koruyarak yapının dayanıklılığı ve uzun ömürlülüğü açısından kritik bir rol üstleniyor. UKS Yapı olarak temel bohçalama ve basınçlı su yalıtımına yönelik farklı membran çözümleri sunuyorsunuz. Temel su yalıtımında doğru ürün ve sistem seçimi hangi kriterlere göre yapılmalı? UKS Yapı’nın Proof Membran, SBS ve APP katkılı membranları gibi çözümleri hangi temel ve zemin koşullarında öne çıkıyor?
Temel su yalıtımında ürün seçiminde zeminin ve uygulama koşullarının doğru değerlendirilmesi gerekiyor. UKS Yapı olarak bu noktada özellikle yeni nesil Proof Membran çözümlerimizi öne çıkarıyoruz. Proof Membran tek kat uygulanıyor ve koruma betonu gerektirmiyor. Grobeton üzerine serilen membranın üzerine doğrudan beton dökülebiliyor. Betonun ısısı sayesinde membranla bütünleşerek kılcal boşlukların oluşmasının önüne geçiliyor. Proof Membran’ın bir diğer avantajı da işçilik ve uygulama süresini azaltması. Koruma betonu gerektirmediği için toplam maliyette de avantaj sağlayabiliyor. İlk bakışta ürün fiyatı daha yüksek görünse de işçilik ve uygulama maliyetleriyle birlikte değerlendirildiğinde kendini amorti eden bir çözüm olduğunu düşünüyoruz. Geleneksel APP veya SBS katkılı membranlarda ise uygulamanın doğru yapılması büyük önem taşıyor. Şaloma ile yapılan uygulamalarda ısının yeterli verilmemesi gibi nedenlerle membranın zemine tam yapışmaması zaman zaman karşılaştığımız bir durum. Uygulamanın her aşamasını sahada denetlemek her zaman mümkün olmadığı için burada doğru ürün ve nitelikli uygulamacı seçimi önem kazanıyor.
“Otopark Üstleri ve Teraslar En Kritik Alanlardan”
Açık ve kapalı otoparklarda su yalıtımı; mekanik aşınma, sıcaklık değişimleri, UV ışınları ve su basıncı gibi farklı etkilere karşı dayanım gerektiriyor. Otopark üst döşemeleri, rampalar, perde duvarları ve zeminlerde farklı yalıtım ihtiyaçları ortaya çıkabiliyor. Bu alanlarda uzun ömürlü ve güvenilir bir su yalıtım sistemi oluştururken hangi kriterler öncelikli olarak değerlendirilmeli? UKS Yapı’nın otopark su yalıtımına yönelik ürün çözümlerinden bahsedebilir misiniz?
Otopark üstleri ve teraslar, hareket ve bina oturmaları nedeniyle su yalıtımı açısından en kritik alanlardan. Bu nedenle burada ürün seçiminde elastikiyet, mukavemet ve çatlak hareketlerine karşı yırtılma direnci öncelikli olarak değerlendirilmeli. UKS Yapı olarak bu alanlarda son iki yıldır Terrazza ürünümüzü öne çıkarıyoruz. Otopark üstlerinde ise Terrazza’nın üst versiyonu olan Massimo Extra EP500’ü kullanıyoruz. Bu ürünler uygulama kolaylığının yanı sıra yüksek elastikiyet, mukavemet ve yanal su sızdırmazlığı sağlıyor. Özellikle hareketli bölgelerde oluşabilecek çatlak ve deformasyonlara karşı dayanıklı ürünlerin tercih edilmesi, sistemin uzun ömürlü olması açısından belirleyici bir faktör.
UKS Yapı’nın bitüm esaslı ürün gamında yer alan likit membran ve farklı bitüm esaslı çözümler, membran uygulamalarının yanı sıra çeşitli su yalıtım ihtiyaçlarına yönelik alternatifler sunuyor. Bu ürünlerin kullanım alanları ve teknik özellikleri hangi noktalarda birbirinden ayrışıyor? Özellikle yüzeyin niteliği, uygulama alanı ve beklenen performans dikkate alındığında bitüm esaslı sürme yalıtım ürünlerinin tercih edilmesinde hangi kriterler belirleyici oluyor?
Likit membranlar, özellikle kılcal çatlakların doldurulması ve yüzeyin bütünlüğünün sağlanması amacıyla kullanılan sürme esaslı su yalıtım malzemeleridir. Kullanılacak ürünün seçimi zeminin, yüzeyin ve projenin koşullarına göre değişebilir. Aslında membran ve likit membranın temel görevi aynıdır. Aralarındaki temel fark uygulama yöntemidir. Membran serilip eritilerek yüzeye yapıştırılırken, likit membran doğrudan yüzeye sürülerek uygulanıyor ve belirli bir kalınlıkta yalıtım tabakası oluşturuyor. Özellikle perde gibi uygulama alanlarında likit membran, yüzey hazırlandıktan sonra doğrudan sürülebildiği için uygulama kolaylığı sağlıyor.
Türkiye’nin İhracat Potansiyelinde Hammadde Maliyetleri Etkili
Yalıtım sektöründe Türkiye’nin yakın coğrafyalar başta olmak üzere Avrupa, Orta Doğu, Balkanlar ve diğer pazarlardaki ihracat potansiyelini nasıl değerlendiriyorsunuz? Farklı pazarlarda ürün ve uygulama beklentileri ne ölçüde değişiyor ve bu durum Türkiye’deki üreticilerin rekabet gücünü nasıl etkiliyor?
Bitümlü membran üretiminde asfalt ve petrol türevleri kullanıldığı için farklı coğrafyalarda hammaddeye erişim ve fiyatlar değişebiliyor. Yalıtım bilincinin yüksek olduğu pazarlarda kaliteli ürünlere yönelik talebin de daha güçlü olduğunu görüyoruz. Bu doğrultuda farklı ülkelerdeki pazarları ve sektörel fuarları takip ediyor, yeni iş birlikleri geliştiriyoruz. Özellikle Amerika ve Güney Afrika bizim için güçlü ihracat pazarları arasında yer alıyor. Ancak membran sektöründe ihracat kararları büyük ölçüde güncel hammadde fiyatlarına bağlı olarak şekilleniyor.
“Güçlü Denetim ve Yaptırımların Devreye Girmesi Gerekiyor”
Son olarak, Türkiye’de su yalıtım uygulamalarının kalitesinin ve yapıların uzun ömürlü korunmasının geliştirilmesi açısından sektörün öncelikli olarak ele alması gerektiğini düşündüğünüz başlıklar nelerdir?
Aslında bugün yalıtım konusunda bir bilinç var. Önemli olan bu bilinci artırmak ve denetlenebilir hale getirmek. Bunu topyekûn bir sektör yaklaşımına dönüştürmemiz gerekiyor. Bu bilinçlenme yalnızca bir firma ya da dernek üzerinden ilerleyemez; burada daha güçlü denetim ve yaptırımların devreye girmesi gerekiyor. Bunu deprem bölgesinde yaşadığımız tecrübeler de çok net gösterdi. Yıllarca Hatay için “Burada su mu var ki su yalıtımı yapılsın?” düşüncesi vardı. Halbuki Hatay bir ova ve yeraltı su kaynakları açısından çok önemli bir bölge. Kahramanmaraş depremleri sonrasında yaşananlar, suyun ve doğru yalıtımın ne kadar önemli olduğunu hepimize acı bir şekilde gösterdi. Dolayısıyla artık “Burada su yok” yaklaşımı yerine, doğru yalıtımın her yapı için bir gereklilik olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.